Yazı, film

The Man Who Killed Don Quixote

"Benim adım La Manchalı Don Quixote. Şövalyeliğin altın çağını yenilemek için geldim." Değerlendirme: 8/10 Yönetmen: Terry Gilliam Sinematograf: Nicola Pecorini Müzik: Roque Banos 12 Maymun'dan…

3 dakikalık okuma

“Benim adım La Manchalı Don Quixote. Şövalyeliğin altın çağını yenilemek için geldim.”

Değerlendirme: 8/10

Yönetmen: Terry Gilliam

Sinematograf: Nicola Pecorini

Müzik: Roque Banos

12 Maymun’dan tanıdığımız başarılı yönetmen Terry Gilliam’ın 20 yıllık filmi sonunda bizlerle buluştu. Ben de Türkiye vizyon tarihinden bir haftalık bir gecikmeyle izleme şansına sahip oldum. Cinemaximum’a bir haftada böyle bir filmi gösterimden kaldırdığı için ayrıca teşekkür ederim. Bu sayede Beyoğlu Sineması’yla tanıştım.

Don Quixote galiba okuduğum ilk adam akıllı romandır. Bu yüzden bende apayrı bir haz ve etki bırakmıştı. Daha sonraları bir kaç kez daha okuma fırsatım oldu. Bu yüzden pek de objektif bir yazı olacağını sanmıyorum. Bu sene YKY nin tam çeviri metin halinde Don Quixote bastığını öğrenince heyecanlandım. Çünkü bildiğim kadarıyla bugüne kadar tam metin çevirisi hiç yoktu. Kitabı araştırırken bu filmin posterine denk geldim. Türkiye’de henüz vizyona girmemiş olması ise büyük bir şanstı bizim için. Filmin hikayesi vesaire ile ilgili hiçbir araştırma yapmadan doğruca gittim. Çünkü bir ön yargıyla seyir zevk skalamı düşürmek istemedim.

Filme gelecek olursak Star Wars’tan tanıdığımız Adam Driver başrolde. Açıkçası bende oluşan kötü oyunculuk imajını bu filmle silip attı. Hele ki filmin ilk halinde Johnny Depp başrol oynaması planlandığı düşünürlerse çok iyi bir iş çıkarmış. Hikaye ünlü yönetmen Toby’nin (ki Toby’yi Terry Gilliam’a benzetmemek elde değil) Don Quixote temalı bir reklam filmi çekmek için İspanya’ya gelmiş olmasıyla başlar. Toby genç bir öğrenciyken bölümünü bitirme projesi olarak ‘The Man Who Killed Don Quixote’ ismiyle bir film çekmiş ve birçok ödül almıştır. Reklam filmi çekimlerimden istediğini alamayıp bunalan Toby, eski filmini çektiği yerin de yakın olduğunu öğrenince oraya gitmeye karar verir ve hikaye ilginçleşmeye başlar. İdealist bir öğrenci olarak sinema sektöründeki tabuları yıkmak adına eski filminde hiçbir profesyonel oyuncu oynatmayıp hepsini yerel halktan seçmiştir. Ancak oradan ayrıldıktan sonra hiç beklemediği durumlar gerçekleşir. Filmde rol alan oyuncuların hayatlarını mahvetmiştir. Ayakkabı tamircisi Jose rolden çıkamamış ve kendisini gerçek Don Quixote sanmakta, küçük bir role sahip olan köylü kız Angelica da oyunculuk hayaliyle gittiği Madrid’de hiç de hoş olmayan durumlar içerisinde kalmış ve hayatını sürdürmektedir. Jose’yi yani Don Quixote Vive’yi (Yaşayan Don Quixote) ziyarete giden Toby  kendisini bir anda Sancho rolü içinde bulur. Hikaye gittikçe ilginçleşmeye ve romanda ki gibi eğlenceli bir hal almaya başlar. Toby’nin gerçeklikle ilişkisi durmadan gidip gelirken köylü rolünü oynayan Angelica ile karşılaşır ve Toby’nin geçmişi ve şimdisi birbirine girmeye başlar. Ve modern çağın Don Quixote hikayesi yazılmaya başlar. Hikayemiz  gerçeklik dediğimiz kavram nedir sorusu ve birçok soruyla bizi yalnız bırakarak bitiyor. 

Gerçeklik - Hayal Gücü ilişkisini filmde çok iyi işleyen Terry Gilliam. Bizi bazen orta çağda olaylara sürüklerken çoğu zamanda modern çağın nasıl da orta çağa benzediğini hatırlatmaktan geri durmuyor. Hele de hikayenin son kısmında modern ve orta çağ sentezini doruğa çıkarıyor. Bu başarıda büyük bir pay sahibi de Nicola Pecorini olsa gerek. Şato duvarlarında birçok resmi kendi elleriyle çizmiş emektar sinematograf. Bunun yanında çekilecek mekanların bir çoğu 2000’den beri belli olmasına karşın henüz netleşmeyen yerler konusunda da Ana Ibanez çok iyi bir iş çıkarmış. Bütün set boyunca yanlarında arkeologların da bulunduğunu belirtiyor kendisi. Bununla beraber Angelica rolünü oynayan Joana Riberio landscapelerin akılları baştan alıcı güzellikte olduğunu söylüyor ki izlerseniz siz de anlayacaksınız filmle ne kadar uyumlu ve güzel olduklarını. Aynı şekilde Adam da sadece metinden bazı şeyleri anlamanın zor olduğunu landscapelerle oyunculuğun daha iyi olduğunu dile getiriyor. Terry de mekanların zihnine kazındığını söylemeden geçmek istememiş. 

Bütün bunlarla beraber The Man Who Killed Don Quixote tam anlamıyla bir Don Quixote filmi olduğunu söyleyebilirim. Modern Çağın Son Şövalyelik hikayesi olarak adlandırsam çok da yanlış olmaz herhalde. Beklentimin üstünde olduğunu söyleyebilirim.

Kısacası 20 yıllık uğraşı meyvesini vermiş. Gösterimden kaldırılmadan izlemenizi tavsiye ederim.

“Yine de şunu bil ki, Panza kardeşim,” dedi Don Quixote, “zamanın silmediği anı, ölümün dindirmediği acı yoktur.”

*Kitabı okumak isteyenler için Yapı Kredi Yayınlarından Roza Hakmen tercümesini öneririm.

**Filmin 20 yıllık serüvenini merak edenler Lost in La Mancha adlı bir belgesel ile ilk çekimler hakkında bilgi edinebilirler.