Yazı, film
İKSV Dosyası: Mr. Jones
"The creatures outside looked from pig to man, and from man to pig, and from pig to man again; but already it was impossible to say which was which." Değerlendirme: 6/10 Yönetmen: Agnieszka Holland…

“The creatures outside looked from pig to man, and from man to pig, and from pig to man again; but already it was impossible to say which was which.”
Değerlendirme: 6/10
Yönetmen: Agnieszka Holland
Sinematograf: Tomasz Naumiuk
Müzik: Antoni Lazarkiewicz
Bu sene Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülüne aday gösterilen, Agnieszka Holland imzalı Mr. Jones filmini İKSV film festivali kapsamında izledim. Başrolünde James Norton bulunan bu filme geçmeden önce festival hakkında birkaç noktaya değinmek isterim.
Otuz sekizincisi düzenlenen bu festival çok geniş bir yelpazede filmler sunuyor. Birçok farklı türden filmler arasında Türk sineması da büyük bir yer kaplamış. Bunların yanında usta yönetmen Stanley Kubrick’in anılması ve filmlerinin gösterime dahil edilmesi çok hoşuma gitti. Bir dönem İngiltere vb. ülkelerde yasaklanan Otomatik Portakal dahi bu festivalde gösterilecek. Bununla beraber bu sene İKSV’nin çok güzel bir kampanyası olmuş. Sınırlı sayıda öğrenciye hafta içi seansları 2 lira gibi göstermelik bir fiyattan satışa sundu. Her ne kadar bundan dolayı satışa çıkacağı tarihte pusuda beklemem gerekse de sinemanın genç kitleler arasında Hollywood ve son dönemde yükselen Marvel ve Dc sinema evreni dışında ilerlemesine yol açtığını düşünüyorum. Salona gittiğimde de zaten büyük bir çoğunluk gençti. Ve aşırı derecede ilgi vardı. Bu Türk sineması adına umarım umut verici bir durumu doğurur. Lakin hoşuma gitmeyen birkaç konu da yok değil. Öncelikli olarak seans sayıları çok az, her filme neredeyse 2-3 seans ayrılmış. İnsanlar programına uydurmak da sıkıntı çekebilir ki ben de gitmek istediğim birçok filme gidemeyeceğim. Bu da muhtemelen festivale katılan sinema salonu sayısının kısıtlı olmasından kaynaklanıyor. Cinemaximum ki kendilerine şuan Türkiye’de sinema sektörünün efendisi denilebilir. Çok az sayıda salonla festivalde yer alıyor. Atlas, Beyoğlu gibi sinemalar her ne kadar o eski kültür ve güzelliği taşısa da teknolojik olarak Cinemaximum ile yarışması baya güç. Bu film özelinde ses sistemi ve salon düzeni pek hoş değildi açıkçası.

Filme gelecek olursak sadece isim ve afişle ilgimi çekmeyi başardı açıkçası. Görsel açıdan Hollywood bütçeleri olmamasına karşın onlara yakın bir görsel çekicilik ve güzellik vardı. Atmosferi özellikle kesif ve izbe yerlerde güzel bir şekilde bize aktarıldı. Bu konuda sinematografı ayrıca tebrik etmek isterim. Renk palet seçimleri gözlemlediğim kadarıyla gayet yerindeydi. Film bir gazeteci olan Gareth Jones -ki kendisi gerçek hayattan alınan ve filme esin kaynağı olan insandır- etrafında dönüyor. Bununla beraber filmin ilk sahnesinden son sahnesi de dahil olmak üzere yer yer George Orwell cameolarıyla dolu. Gerçek hayatta hiç buluşmamış bu ikili filmde küçük bir yemek yiyorlar ve biraz etkileşim içinde bulunuyorlar. George Orwell’ın fikir hayatını çok etkilediği hatta Hayvan Çiftliği kitabının yazımında da esin kaynağı olduğu söylenen Jones, Hitler ile röportaj yapmış ve o sırada Rusya’da gelişen devrim liderlerinden Stalin ile de röportaj yapmak istemektedir. Çünkü Hitler ile olan röportajı ve Alman siyasetini takibiyle ikinci bir büyük savaşın gelişinin yakın olduğunu düşünüyordu. Bu savaşta Rusya, İngiltere ekonomisi savaş dolayısıyla çökmüşken çok önemli bir yer oynayacaktı. Bu yüzden kara kutu olan Rusya’yı açığa çıkarmalıydı. Bu amaçla Moskova’ya seyahat düzenlemesi ve oradan Holodomor (Ukrayna Kıtlığı) olayları hakkında yaptığı seyahat ve haberleri ele alınıyor. Çok çetin durumlar altında kalsa dahi prensiplerinden ödün vermiyor ve günümüzde de büyük tartışmalara yol açan gazeteciliğin hakkını veriyor. Bu film ele aldığı Holodomor dışında bu yönüyle de çarpıcı bir aktarımda bulunuyor.

Film Ukrayna, Polonya vb. ülkelerin film enstitüleri tarafından desteklendiği için biraz subjektif ve propaganda vari olduğunu söyleyebilirim. Ama bu da demek değildir ki gerçekliklerden uzak bir filmdir. Büyük Rus devriminin ilk 5-10 yıl içerisinde nasıl yozlaştığını çok çarpıcı ve sarsıcı bir şekilde ele alıyor. Kardeşlerin kardeşleri yemek zorunda kaldığı hatalar yapılmıştı. Bu tip durumlarda tarihte gösterdiği gibi SSCB’nin yıkılmasına mal oldu. Ne yazık ki milyonlarca canı da yanında götürdü. Filme geri dönecek olursak James Norton mükemmel denemese de güzel bir oyunculuk çıkarmış. Senaryo konusunda ise iki farklı toplum kesiti arasındaki aşırı büyük çukur bulundurması pek de gerçekliği uygun değil. Elbette bir büyük çukur vardı. Ancak partilerden kıtlığa düşüş fazla uç iki örnek gibi geldi gözüme. Bu tabi ki benim şahsi görüşüm. Bunun yanında bu durum filme çok büyük bir etkileyicilik katıyor. Ki bunun bir belgesel değil de film olduğu da aşikar olduğu için normal bir durum. Bunlar dışında çok iyi bir sinematografi var. Bunu kaç kere desem tam olarak demek istediğimi karşılayamayacağım galiba. Ama atmosfer gerçekten içine çekti. Özellikle taşrada.
Bütün bunlarla beraber ortalama üstünde kalitede bir filmdi. Benim Orwell özel ilgimden dolayı biraz daha yüksek bir konuma getiriyorum kendi adıma iyi bir film diyebilirim o yüzden. Yönetmen Agnieszka Holland’ı tebrik ediyorum. Kendisinin deyimiyle o milyonlarca hayaletin sesini duydu ve bize duyurdu. Altın Ayı’yı almamış olsa da daha farklı ödüller alabileceğine eminim açıkçası. İKSV’ye de bu organizasyon için ayrıca teşekkür ederim. Seneye daha da geniş kapsamlı bir şekilde olmasını umuyorum.